|
|
|
|
|
english
|
|

|
|
Basından
|
|
|
|
22 Aralık 2002 / Radikal İki / Sevda ŞENER
Yeni sahne sanatının öncüleri
"On İkinci Gece"nin genç oyuncularının müthiş kondisyonu büyüklerine örnek
olmalı”
"On İkinci Gece"de de olduğu gibi sahnede devinimi öne çıkaran anlayış, tiyatro
sanatı bağlamındaki kimi kavramların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu
kılıyor
Işıl Kasapoğlu'nun önderliğinde, büyük bir özveri ile çalışılarak kurulmuş olan
Semaver Kumpanya'nın "On İkinci Gece"sini 7. Ankara Tiyatro Festivali
kapsamında görme fırsatını buldum. Oyun beni hem genelde Shakespeare
uyarlamaları hem sahne-seyirci ilişkisi hem de oyunculuk sanatı açılarından çok
yönlü düşündürdü.
"On İkinci Gece", bir sirk atmosferinde, türlü güldürme hünerleriyle seyirciyi
seviyeli bir biçimde eğlendiren, hatta oyunun canlılığını seyirciye de
aktarmayı amaçlayan özgün bir proje olarak sunulmuş. Oyunun yönetmeni Işıl
Kasapoğlu, Shakespeare'in bu ünlü komedyasını yeni bir anlayışla yorumlamış,
genç ve dinamik oyuncu kadrosuyla projesini başarıya ulaştırmış. Seyircinin, bu
akıl ve emek ürünü oyundan enerji yüklü olarak ayrıldığı görülüyor. Her şeyden
önce, oyunda rol alan genç sahne sanatçılarını, bir tiyatro oyuncusu için en
vazgeçilmez anlatım aracı olan bedenlerini bu kadar iyi eğittikleri ve
ustalıkla kullanabildikleri için kutluyorum. Ev aletlerimize gösterdiğimiz
özeni çoğu kez kendimize göstermediğimizi hep biliriz. Oysa sahne sanatı böyle
bir özensizliği asla bağışlamıyor. Ne yazık ki bu gerçeğin bilincine varmış,
kendine söz geçirebilmiş olan çok az sanatçımız var. Bu açıdan "On İkinci
Gece"de seyrettiğim gençler büyüklerine iyi birer örnek oluşturuyorlar.
Hepsinin kondisyonu yerinde. Seslerini, konuşma tartımlarını aksatmadan birer
akrobat gibi devinen bu genç oyuncular yeni bir sahne sanatı anlayışının
öncüleri olarak kendilerini kabul ettiriyorlar. Sir Toby rolünde göz dolduran
Fatih Dönmez'in, Feste'de Evren Kardeş'in, Malvolio'da Asil Büyüközçelik'in,
anlatıcı rolünde dans ve ses becerisini sergileyen Rojin Ülker'in şahıslarında,
tek tek isimlerini sayamadığım bütün oyuncuları candan kutluyorum.
Drama, performans, gag, fars...tiyatro
Ancak, dünyada ve ülkemizde daha az başarılı örneklerini de görmeye
başladığımız, sahnede devinimi öne çıkaran bu anlayış, tiyatro sanatı
bağlamındaki kimi kavramların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.
Örneğin, dramatik olanın tiyatro sanatının vazgeçilmezi olup olmadığı,
'performans', 'şov', 'müzikal' gibi yabancı sözcüklerle adlandırdığımız sahne
sanatı türlerinin, dramatik olanı ne ölçüde barındırdığı tartışılmalı. Aynı
biçimde, gene yabancı bir terim olan 'gag'lerin komedya türü içindeki yeri ve
işlevi, fars denilen güldürü türünün komedya sanatı kapsamında ele alınıp
alınamayacağı, farsa özgü güldürme hünerlerinin komedyada hangi ölçüler içinde
yer alacağı da tartışmaya açık. Hatta, tiyatroda eylem sözcüğü ile dilimize
çevirdiğimiz 'aksiyon' kavramının devinim anlamına gelmediği, devinimin eylemin
yerini tutamayacağı belirtilmeli. Böyle bir tartışmada dramatik olanı
tanımlamaya çalışabilir, tiyatroda insanın etik ve psikolojik boyutları ile
oyunun merkezine oturtulduğunu, dramatik olanın onun eyleminden üretildiğini
savunabilirim. Tiyatro sanatına özgü hazzın, oyunun estetik biçimine
sindirilmiş olan dramatik anlamdan damıtıldığını ileri sürebilirim. Ancak bu,
sirkin, akrobasinin, şovun, şimdilerde
'performans' olarak adlandırılan türlerin kendine özgü keyfini çıkaramadığım,
bu unsurların tiyatro yapıtı içinde, belli bir ölçüde yer almasına karşı
çıktığım ya da dramın oluşturulmasında bu türlerden de yararlanılabileceğini
bilmediğim anlamına da gelmez.
Çeşitli hünerleri bir arada uygulama çabası uygulamada da sorun yaratıyor.
Örneğin, "On İkinci Gece"de oyuncuların burunlarına taktıkları palyaço topları,
cümle sonlarındaki hecelerin duyulmasını engelliyor, konuşmaların anlaşılmasını
zorlaştırıyordu. Güzel okunmakla beraber kimi şarkıların neden o kadar uzun
tutulduğunu anlayamadım. Yönetmenin, oyuncuların akrobasiye uzanan
hareketlerinde doğallık etkisi yaratmayı amaçladığını varsayıyorum. Bununla
beraber, gelişigüzel devinim izlenimi bırakan bu doğallığın altında bir gizli
tartımın, bir örtük uyumun özlemini duymadım değil.
Işıl Kasapoğlu'nun "On İkinci Gece"si, bundan önce Diyarbakır Devlet
Tiyatrosu'nda da uyguladığı gibi, Shakespeare'in yaratıcı zekasının en ünlü
ürünlerinden birinden yola çıkılarak geliştirilmiş yeni bir proje. Yönetmenin
yorum hakkına, sonuç başarılı olduğu sürece saygılı olmak zorundayız. Bununla
beraber Shakespeare'e özgü o eşsiz lirizmin gölgelenmiş, Malvolio'da doruğuna
ulaşan karakter komiğinin yerini hareket komiğine bırakmış olması, hatta oyunun
öyküsünün sahnedeki devinimin altında ezilmesi, bu proje kendi içinde ne kadar
başarılı olursa olsun, Shakespeare'i yorumlama özgürlüğünün sınırlarını
tartışmamız gerektiğini de düşündürüyor.
On İkinci Gece'nin seyirci kitlesi kim?
Ankara'da seyrettiğim "On İkinci Gece" temsilinin bende bıraktığı izlenimden
yola çıkarak bir başka soruna daha değinmek istiyorum. Bu oyun hedef kitlesi
olarak hangi kültür birikimine sahip olan seyirciyi seçmiştir? Tiyatro
sanatında bizden olanın lezzetini iyi bilen, yabancı lezzetleri de tatmış olan,
tiyatroya bu kültür birikiminin ışığında, özgün bir şeyler görmek için giden
yetişkin seyirciyi mi, yoksa tiyatroya düşünmeden gülmek, eğlenmek için giden
sıradan insanları mı? Oyunun başlarında seyirci tepkisinin geç gelmesi,
esprilerin geç kavranması, yerli olanla yabancı olanı kaynaştırmada zorluk
çekildiğini, kimi zaman çabanın boşa gittiğini gösteriyordu. Her kültür
düzeyinden seyirci ancak oyunun ikinci yarısında oyunun kendine özgü biçemine
alışarak ortak bir beğeni paydasında birbiriyle buluşabildi. Başta da
söylediğim gibi, oyundan mutlu olarak ayrıldım. Aynı zamanda, kimi başka
örnekleri de dikkate alarak, şimdilerde kemikleşme istidadı gösteren kimi
sorunların tartışılması gerektiğini düşündüm.
|
|
|
|